Bitmemiş Projeler Mezarlığım ve Neden Rahatım
GitHub'da private repo sayımı söylemeyeceğim. Ama "yarım kaldı" diyebileceğim proje sayısı bir elin parmaklarını geçiyor. Bir süre bunu başarısızlık gibi hissettim. Sonra fikrim değişti.
Bitirmek zorunda mıyız?
Her fikir ürün olmak zorunda değil. Bazen sadece "bunu nasıl yaparım?" sorusunun cevabını merak ediyorsun. Bir hafta sonu deniyorsun, öğreniyorsun, ilerlemiyor — bırakıyorsun. Bu proje "bitmedi" ama sen o hafta sonu bir şey öğrendin. Bence bu da sayılır.
Bir tane var mesela: terminalde çalışan minik bir task runner. 80 satır falan. Hiçbir zaman gerçek kullanıma sokmadım. Ama o 80 satırı yazarken Node stream'leri ve CLI argüman parsing'e bulaştım. O proje "ölü", bilgim canlı.
Mezarlık = laboratuvar
Yarım projeleri "başarısızlık" diye saklamak yerine "deney alanı" diye düşünmeye başladım. Bazen teknoloji seçimi yanlış çıkıyor. Bazen problem ilginç değil. Bazen sadece zamanın yok. Hepsi geçerli. Önemli olan: denemek, görmek, bırakabilmek. Sonsuza kadar sürdürmek değil.
Tabii bir de şu var: Bazen yarım bıraktığın şey yıllar sonra başka bir projede canlanıyor. O task runner'dan kopardığım bir fikir, başka bir işte kullandım. Mezarlık sadece mezarlık değil, arşiv.
"Ship it" kültürü ve ben
"Ship it", "ship something small" — hepsi güzel. Ama her şeyi ship etmek zorunda hissetmek de yorucu. Bazen bir şey sadece senin için. Kimse görmeyecek. Bitmedi bile sayılmaz, çünkü "bitme" hedefi yoktu. Keşif vardı.
Benim mezarlığımda yatan projelerin çoğu böyle. Hedef "ürün çıkarmak" değildi, "şunu anlamak"tı. Anladım, dosyalar duruyor. Sorun yok.
Eğer senin de yarım projelerin varsa: Belki başarısızlık değildir. Belki sadece o fikrin ömrü o kadardı. Yeni fikre yer açıyorsun.